Antika Dünyada Kuntika İşler

Türk Şirketlerinin Büyümeme Sebepleri


Dünyanın en büyük şirketleri ve holdingleri Fortune 500′de listeleniyor. Burada bir tek Türk holdingi var. Aynı listede Kore’den 17 şirket yer alıyor. Bizim şirketlerimiz daha küçük ve daha az küresel. Neden?

Kore’de kişi başına gelir 25 bin dolar civarındadır. Türkiye’de ise 10 bin dolar civarındadır. Ama Kore’nin en büyük şirketinin yıllık cirosu 208 milyar dolar, bizimki ise 21 milyar dolardır. Kişi başına gelir açısından bakıldığında, Türkiye, Kore’nin yarısı kadardır. Şirket büyüklüğü açısından bakıldığında ise, Türkiye, Kore’nin onda biri kadardır. Türkiye’nin en yüksek cirolu şirketi TüPRAŞ’tır. Kore’ninki ise Samsung Electonics. Dünyanın en büyük şirketleri ve holdingleri Fortune 500’de listelenmektedir. Burada bir tek Türk holdingi vardır. Halbuki aynı listede Kore’den tam 17 şirket yer almaktadır. Bizim şirketlerimiz daha bir küçük ve daha az küreseldir. Neden? Nedir bizim topraklarımızın problemi? Bizim şirketlerimiz neden daha küçüktür?

Türkiye’de şirketler kesimi ile ilgili bir başka rakam daha vermek isterim. Türkiye İstatistik Kurumu veri tabanında 17 bin imalat sanayi şirketine ait veri bulunmaktadır. Bunlar arasında, beş yıl üst üste satışlarını artırabilen yalnızca 637 şirket vardır. Eğer işi daha zorlaştırır ve “ben beş yıl üst üste, hem satışlarını, hem ihracatını, hem de verimliliğini artıran firmaları arıyorum” derseniz, bulabileceğiniz firma sayısı yalnızca 15 olmaktadır. Türk şirketlerinin içinde, vasat olmayan, kendini sürekli yenileyip, operasyonlarını verimliliği ile birlikte büyütebilen firma sayısı yalnızca 15’tir. Şimdi burada “senin kriterlerin katı” diyebilirsiniz ama ne yapayım? Neticede en iyilerini aramıyor muyuz? Hadi gelin, biraz daha somut ve de basit bir kriterle arayalım. İstanbul Sanayi Odası’nın İSO-1000 şirketleri içinde, ortalama satış gelirleri artışı, beş yıl süreyle, içinde bulunduğu sektörün ortalama satış gelirlerinin üzerine çıkan şirket sayısı yalnızca 130’dur. Bizim şirketlerimiz her nedense daha az yarışmacı olmaktadırlar. Neden bizim şirketlerimiz daha az rekabetçidir?

Bir üçüncü rakam setine hazır mısınız? Bu kez gelin, İstanbul Sanayi Odası’nın İSO-1000 şirketlerini büyüklüklerine göre iki gruba ayıralım. İSO-1’inci 500 içinde daha büyük şirketler olsun. İSO-2’inci 500 içindeyse daha küçükler yer alsın. TEPAV iktisatçıları üşenmediler, geçenlerde her iki gruptaki şirketlerin yönetim kurullarında aynı soyadlı kaç kişi olduğuna baktılar. Bir nevi şirketlerde aile vesayeti ne durumda analizi. Aile vesayeti ne kadar güçlüyse, şirket o kadar az kurumsal oluyor. Buna göre, İSO-1’inci 500 şirketlerinin yönetim kurullarında aynı soyadı taşımayanların oranı yüzde 40 iken, İSO-2’inci 500 içinde bu oran yüzde 20’ye düşmektedir. Ya da tersinden söyleyeyim: İSO-2’inci 500 şirketlerinin yüzde 42’sinde aynı soyadını taşıyanların yönetim kurulu içindeki ağırlığı yüzde 100 mertebesindedir. Aynı oran, İSO-1’inci 500 şirketleri içinde yüzde 24’e gerilemektedir. Nedir? Şirketler küçüldükçe, yönetim kurullarında hep aynı aileden kişiler yer almaktadır.

Türkiye’nin neden küresel şirketleri yoktur? Bizim şirketlerimiz neden küçüktür? Bunun elbette yatırım ortamından kaynaklanan nedenleri de vardır. Ama aynı zamanda, işin, o şirketleri yönetenlerin bakış açısı ile de bir alakası vardır. Olmaması düşünülemez. Bir süre önce kıssa gibi bir hikaye dinlemiştim. Anadolu’da başarılı yerel zincirlerden biri, aynı yörede, üçüncü ya da dördüncü dükkanını açar. Sahibini tebrik ederler, “herhalde artık marka yerleşti, bundan sonrakini nereye açacaksın?” diye sorarlar. “Bundan sonra artık daha genişleyemeyiz” der zincirin sahibi ve ekler “İki oğlan ve damatları bundan önceki dükkanlarda kasaya yerleştirdik. Artık torunlar büyüyünceye kadar olmaz.” Peki, bu neden böyledir?

 

Gayet basit bir nedenle. çünkü biz kendimizden başka kimseye güvenmeyiz. Geçen hafta size anlattığım Değerler Araştırması Anketi’nin sorusunu hatırlıyor musunuz? Ankette “çoğu insan güvenilirdir ifadesine katılır mısınız?” diye sormuşlar. Türkiye’de insanların yalnızca yüzde 4,9’u katılırım diye cevap vermiş. Aynı soru Finlandiya’da yüzde 59, Kore’de yüzde 57, Hollanda’da yüzde 45, Polonya’da yüzde 19 “evet” cevabı almış. Bana öyle geliyor ki, bir memlekette sosyal sermaye güçlendikçe, o ülkede daha büyük ve daha kurumsal şirketler olabiliyor. Sosyal sermaye, ülke içinde kişi ve grupların işbirliği yapabilme, birlikte davranabilme kabiliyetleridir. Aynı biçimde, sosyal sermayenin zayıf olduğu illerimiz muhakkak ki daha geriden gelen illerimizdir. İsterseniz bir düşünün. İnsanlarımızın işbirliği yapabilme, birlikte davranabilme, birbirlerine güven duymalarını sağlayacak mekanizmalar kesinlikle yararlı mekanizmalardır. Ben bizim neden fark yaratan şirketlerimiz yok tartışmasına bu sosyal sermaye meselesinin de eklenmesinde fayda görüyorum.

Şirketleri vasat olan memleketin siyaseti de vasat olur. Memleketin şirketleri nasıl ise hastanesi de postanesi de öyledir.

Arapların Çöle gömdükleri 10 milyar dolar


Dünyanın en uzun gökdeleni 10 milyar dolara inşa ediliyor

Dünyanın en zengin 16′ncı kişisi olan Suudi Arabistan Prensi el Velid Bin Talal, dünyanın en uzun gökdelenini inşa ettiriyor.

Artık araplar paralarını nereye koyacaklarını bilmedikleri ve ülkelerine üretim, yaşanabilir alan, okul hastane gibi hizmet birimleri yapımı bitti şimdi aralarındaki bir yarışı körükleyen İngiliz ve Amerikaların onlara sundukları daha doğrusu pompaladıkları sanal prestij oyununa alet olarak milyar dolarlık oyuncaklarını inşa ediyorlar. 10 milyar doları arapların elinden almak için milyonlarca yol içerisinden bunu seçen dış güçler bu sayede yapan firmanın diğer müslüman ülkelerden de bak size de yapalım diyebilmesin de önünü açıyor. Kuran ahlakı ile taban tabana zıt olan bu durum muhakkak ülkesindeki fetva makamlarından fetvası alınarak yapılsa da o kadar paranız varsa size her fetva verilir diyen kesimin de ciddi kabul ettiği bir görüş.

Arap prensi projeyi hazırlayan mühendislik firmasını satın alarak inşaatını kendi yapmış olsa aslında hiç soru işareti kalmayacak ama arapların bu tür ince düşünceleri olsa. İsrail gibi çölün ortasında orman yetiştirmek için o parayı harcamaları gerekirdi.

Cidde şehrinde inşa edilen gökdelenin yüksekliği 1.6 kilometre olacak.

Kızıl Deniz Manzaralı

10 milyar dolara mâl olacak olan dünyanın en uzun gökdeleni bittiğinde üst katından Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Kızıl Deniz görülebilecek. İngiltere’deki ünlü Savoy Oteli’nin de sahibi olan Suudi Prens’in yaptırdığı gökdelen 11 Eylül’de yıkılan ve yenisi inşa edilen Dünya Ticaret Merkezi’nin iki katı yükseklikte olacak. Zorlu çöl iklimi ve şiddetli rüzgarlara dayanabilmesi için temelinde bilgisayar kontrollü bir amortisör konması planlanan binaya destek vermesi için de yan taraflarına 2 küçük kule inşa edilecek. 160 katlı binanın projesini İngiliz mühendislik firmaları Hyder Consulting ve Arup hazırladı.

Erkek ve Kısırlık arasındaki ilişki


Kısırlık nedeniyle başvuran çiftlerin ilk değerlendirmesinde mevcut erkek nedenli problemin tesbit edilmesi için 3-5 günlük cinsel perhiz sonrası standart semen analizi yapılması şarttır.

Standart semen analizinin normal değerleri:

  • Volum — 1.5 mL
  • Sperm konsantrasyonu — 15 milyon/mL
  • Total sperm sayısı— 39 milyon
  • Morfoloji — %%4 normal form
  • İleri hareketlilik — %%32
  • Total hareketlilik— %%40

Erkek kısırlığında semen analizinde karşılaşılan durumlar:

  • Azospermi: Semende sperm hücresinin görülmemesi
  • Oligospermi: Semende sperm sayısında azlık
  • Astenozospermi: Sperm hareketliliğinde yavaşlık
  • Teratozospermi: Spermlerde şekil bozukluğu

Erkek kısırlığının nedenleri 4 ana başlık altında açıklanabilir:

Hipotalamus-hipofiz hastalıkları (sekonder hipogonadizm): Bu durumlarda spermlerin oluşması ve gelişiminde rol oynayan beyinden salgılanan hormonlarla ilgili problem söz konusudur. Özel hormon tedavisi gerektiren bu durumların tesbit edilmesi kısırlık tedavisinde önemlidir. Erkeklerde kısırlık nedenlerinin %%1-2’ sinden sorumludur. Bu durumlar genetik bozukluklardan kaynaklanıp kalıtsal olabileceği gibi, ilaçlar, damarsal bozukluklar, tümörler ve bazı diğer sistemik hastalıklar sonucu sonradan da gelişebilir.

Testisle ilgili problemler: Erkek kısırlık nedenlerinin %%30-40’ ından sorumludur.

Klinefelter’ s sendromu: En sık görülen kalıtsal neden Klinefelter’ s sendromudur. Bu sendrom 500-700’ de bir görülür ve en sık azospermi (menide sperm yokluğu) şeklinde ortaya çıkar.

Y kromozomu mikrodelezyonu: Azospermi (menide sperm yokluğu) ve ciddi oligosperminin (menide sperm azlığı) genetik nedenlerindendir. Kısır erkeklerin yaklaşık %%20’ inde bulunur.

Kriptorşidizm (inmemiş testis): Anne karnındaki dönemde testislerin skrotuma inmemesi durumudur. Tek taraflı yada iki taraflı olabilir. İnmemiş testisler karında veya kasık bölgesinde olur. Bu testislerde sperm yapımı bozulduğu gibi tümör gelişme riskide bulunmaktadır.

Testis kanseri: Kısırlık tesbit edilen erkeklerde testis kanseri insidansı artış gösterir.

Varikosel: Skrotumdaki damar ağının genişlemesidir. Solda sağa göre daha fazla görülür. Tek başına infertilite (kısırlık)nedeni olup olmadığı ve varikosel cerrahisinin kısırlık tedavisine katkısı tartışmalıdır.

Enfeksiyon, ilaçlar, radyasyon, travma, bazı toksinler, sigara, spermlere karşı antikorlar, ısı maruziyeti, siroz gibi bazı sistemik hastalıklar testislere zarar vererek kısırlığa neden olabilirler.

Sperm transport problemleri (Post-testiküler problemler): Erkeklerde kısırlık nedenlerinin %%10-20’ inden sorumludur. Sperm taşıyan kanalların kistik fibrozis gibi hastalıklarla birlikte doğuştan yokluğu olabileceği gibi,.

Tıkanıklığa bağlı azospermi: Hormon değerleri ve testis hacmi normal olan azospermik hastalardır. Kanalların bağlanması veya geçirilen enfeksiyonlara bağlı tıkanması sonucu sonradan da oluşur. Bu hastaların hemen hemen hepsinde cerrahi ile sperm bulunur.

Tıkanıklığa bağlı olmayan azospermi: bu hastalardaki problem testislerde sperm yokluğudur. Bu hastalarda cerrahi ile sperm bulma olasılığı tıkanıklığa bağlı olanlara nazaran daha düşüktür. Ayrıca bu hastalarda genetik bozukluğa rastlama olasılığı yüksek olduğu için genetik inceleme yapılması uygun olacaktır.

Azospermik hastalarda sperm elde etme yöntemleri:

  • PESA: İğne ile epididimise girerek sperm elde etme
  • MESA: Mikrocerrahi ile epididimisten sperm elde edilmesi
  • TESA: İğne ile testise girerek sperm elde edilmesi
  • TESE: Testisten doku örnekleri alınarak sperm elde edilmesi
  • Mikro TESE: Mikroskop altında testisten alınan biyopsi ile sperm elde edilmesi
  • Idiyopatik: Herhangi bir neden olmadan sperm anormalliğinin olmasıdır. Erkek kısırlık nedenlerinin %%40-50’ sinden sorumludur.

Hatay Valisi Şehir Efsanesi Dinlediği için Derin Uykuda


İngiliz basını Türkiye sınırından her gün 20 cihatçının Suriye ve Irak’a geçtiğini, sınırdaki görevlilerin de bu duruma sadece 10 dolar karşılığında göz yumduğunu iddia etti.

Daily Mail gazetesi muhabiri Sam Greenhill imzasıyla yayımlanan haberde, Avrupalı cihatçıların Türkiye sınırlarının “rahatlığından” yararlanarak oldukça kolay bir şekilde Irak Şam İslam Devleti’ne (IŞİD) katıldığını, hatta bu rotanın “Cihat Ekspres” ya da “Cihada giriş kapısı” olarak adlandırıldığını yazdı.

Haberde Avrupalı cihatçıların sınır görevlilerine sadece 10 dolar rüşvet vererek güvenli bir şekilde Suriye’ye geçtiği ve savaşta ihtiyaç duyabilecekleri tüm malzemeleri de Türkiye’deki mağazalardan aldığı öne sürüldü.

İngiliz cihatçıların turist gibi davranarak Antalya’ya ya da doğrudan Hatay havalimanına gittiği ve buradan IŞİD içindeki bağlantılarının yardımıyla Suriye’ye geçtiği belirtildi.

Haberde İngiliz Müslümanları cihada çağırdıkları video ile ünlenen Cardiffli militanlar Nasser Muthana (20), erkek kardeşi Aseel Muthana (17) ve Reyaad Khan’ın (20) da Antalya’daki bir spa’ya bir haftalık rezervasyon yaptırarak Türkiye’ye geldiği ancak otelde sadece bir gün kaldıktan sonra Konya üzerinden Suriye’ye geçerek IŞİD saflarına katıldığı belirtildi.

İngiliz cihatçıların kaldıkları otelde sadece boş bavullar ve bir tıraş makinesi bıraktığı ifade edilirken, bu eşyalara daha sonra İngiliz istihbarat ajansı MI6’den ajanların el koyduğu bildirildi.

“REYHANLI CİHATÇILARIN ALIŞVERİŞ MERKEZİ”

Gazete konuyla ilgili haberinde Reyhanlı’da dükkan işleten Ebu Salih isimli bir adamın da ifadesine yer verdi. Ebu Salih Avrupalı cihatçıların dükkanından “av bıçağı, dürbün, kamuflaj kostümü” gibi savaşta kullanabilecekleri malzemeler satın aldığını belirtti.

Dükkan sahibi, bir keresinde sakallı bir adamın kendisine nakit 50 bin dolar vererek yedek AK-47 şarjörlerini taşımak için bin adet şarjör yeleği satın aldığını söyledi.

Haberde yakın zamanda 30 kadar İngiliz cihatçının Reyhanlı’daki bir otelde konakladığı ve buradan sınırı geçerek Suriye’ye ulaştığı da belirtildi.

Kilis’te ise İbrahim isimli bir kaçakçının İngiliz cihatçıları sınır görevlilerine sadece 10 dolar rüşvet vererek Suriye’ye götürdüğünü iddia ettiği aktarıldı.

“ASKERLER KAÇAKÇILARI GÖRMEZDEN GELİYOR”

Daily Mail muhabiri Türkiye- Suriye sınırını geçmenin ne denli kolay olduğuna bizzat tanıklık ettiğini de belirtti. Haberde Türkiye’den Suriye’ye giden kaçakçılık rotalarından birini takip ettiğini belirten gazeteci, gündüz sınırı kaçakçılarla birlikte geçmeye çalışırken yanlarından bir kamyon dolusu askerin geçtiğini ancak askerlerin kaçakçılara neredeyse hiç bakmadıklarını öne sürdü.

Haberde cihatçıların da gün batımından sonra aynı rotayı kullandığı ve Suriye’ye giderken çoğu zaman hiçbir yetkiliyle karşılaşmadıkları belirtildi.

VALİNİN SÖZLERİ HATIRLATILDI

Haberde Hatay Valisi Celalettin Lekesiz’in ise Avrupalı cihatçılarla ilgili iddiaları “şehir efsanesi” olarak tanımladığı belirtildi.

Ancak Daily Mail, Lekesiz’in üstlerine ilettiği gizli bir yazıya ulaştıklarını ve bu belgede valinin, 15 Mart’ta Türkiye’den Suriye’ye yaklaşık 150 silahlı militanın geçtiğini ve bu militanların geçişten önce Reyhanlı’daki bir otelde kaldıklarını panik dolu bir tonla üstlerine aktardığını iddia etti.

Kadınlar iç giyimde nelere dikkat etmelidir?


 Bayanlarda iç giyimin önemi

Kadın iç giyim ürünleri her geçen gün kendini geliştirip hem kadınların rahatlığına hem de güzel ve seksi görünmesine yardımcı olacak şekilde tasarlanıyor. Kadınların iç giyimde en çok tercih ettiği ürünler; kendi vücut ölçülerini daha çok ortaya çıkaran ya da belli kusurları gizleyecek şekilde olan ürünlerdir.

Kadın iç giyim en az dış giyim kadar özen göstermemizi gerektiren bir alandır. Çünkü cildimizle birebir temas söz konusu olduğu için sağlığımız açısından iç giyim ürünlerinde bazı ufak tefek detaylara dikkat etmek gerekir.

Bu detaylardan ilki kadın iç giyim ürününün kumaş türüdür. İçimize giydiğimiz ürünün kumaşı her ne olursa olsun pamuklu kumaş olmalıdır. Pamuklu kumaş dışında naylon ve benzeri ürünler cildimize zarar verir. Özellikle hassas cilde sahip olanlar alerjik reaksiyonlar ile karşılaşmamak adına buna özen göstermelidir.

Kumaş türünden sonra dikkat edilmesi gereken, vücut ölçülerinizden küçük ya da dar iç çamaşırları giymektir. Sağlık açısından sıkı ve dar iç çamaşırları sizi rahatsız eder ve ciddi sağlık problemlerine sebep olur.

İç çamaşırında her bayan zevkine göre istediği rengi seçebilir. Renkli çamaşır seçerken kullanılan boyanın organik olup olmadığı önemlidir. Zira farklı bir boya maddesinin kullanımı içerisine kimyasal madde kullanımı arttıracağından kanserojen etkilere sebep olacaktır.

Bunlar dışında iç giyimi bayanlar için önemli kılan etkenlerden biri de erkeklerdir. Zengin ve doyurucu bir cinsel hayat için iç giyime ayrı bir önem vermek gerekir. Erkekler en çok görme duyuları ile uyarılırlar. Çünkü erkekleri ilk etapta etkileyen şey görselliktir..Bayanlarda bu durumu seksi iç çamaşırları giyerek partnerlerinin etkilenmesini sağlarlar. Aslında bu durum bayan için de önemlidir. Kendisini seksi hissetmek beğenilmek bayanların kendine olan güvenini de artırır. Erkeklerin bayanlarda en çok görmeyi tercih ettiği ürünler dantelli iç çamaşırları, g-stringler ve jartiyerlerdir. Eğer partnerinizin de iç giyiminizden memnun kalmasını istiyorsanız arada farklı ve sizi seksi kılacak iç çamaşırlarını da denemelisiniz.

Seo Danışmanlık Hizmetleri


Çok değil, bundan kısa süre önce; internetin keşfi ve hayatımıza yavaş yavaş girmesinin ardından birisi çıkıp internetin öyle çok gelişeceğini, yanımızda taşıyabileceğimizi ve gerçek hayatta yapabildiğimiz hemen her şeyi daha zahmetsiz biçimde yapmamıza olanak sağlayacağını söylese sanırım pek çoğumuz inanmazdık. Fakat bugün sağladığı olanakların genişliği bir kenarda dursun, internet dünyasında hemen her gün yeni bir gelişmenin haberini alıyoruz. Gitgide gelişen ve genişleyen bu evrende en dikkat çekici ve önemli alanlardan bir tanesi de e-ticaret. E-ticaret internet üzerinden satışa yapmak anlamına geliyor. İsteyen herkes internet erişimi olan bir cihaz ile e-ticaret yapabilmektedir. Ancak hem küçük ve orta ölçekli işletmelerin hem de kurumsal şirketlerin e-ticaretteki potansiyeli keşfetmesinin ardından sektörde bir anda patlama yaşandı. Bu aynı zamanda rekabeti de beraberinde getirdi. Rekabette öne çıkmak ve sivrilmek isteyenler için de kısa sürede çeşitli yöntemler gelişti. İşte bu yöntemlerden en yaygını ve işlevseli hiç şüphe yok ki Seo’dur.

Seo yalnızca e-ticaretle sınırlı değildir; arzu edilen her türlü web sitesi için Seo faaliyeti yürütülebilir. Seo hizmetleri bireysel girişimciler tarafından sunuluyor da olsa daha profesyonel hizmet almak isteyenlerin mutlaka Seo danışmanlığı yapan ajanslara danışmalarında fayda vardır. Peki Seo danışmanlarına başvuran birini bekleyenler nelerdir?
Seo ajansları genellikle sundukları hizmetleri farklı kategorilerde toparlayarak seo paketleri oluştururlar. Seo paketleri web sitelerinin ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş tarifelerdir. Ayrıca seo paketleri süre bazlı da düzenlenebilmektedir. Örnek vermek gerekirse bir seo paketi üç ay için 30 adet makale yazımı ve sosyal imleme özelliklerine sahipken bir diğer seo paketi altı ay için 50 makale yazımı, sosyal imleme, imleme özelliklerine sahip olabilmektedir. Seo paketlerinin bu şekilde sunuluyor olmasının sebebi müşterilerinin seo faaliyetleri için ayıracakları bütçeler ve sitenin faaliyet gösterdiği alandaki rekabet ortamıdır. Bu tür incelikleri site sahipleri bilmek zorunda olmadığı için seo danışmanlarının bir site için öncelikle seo analiz çalışmaları yapmalarında büyük fayda vardır. Seo analiz faaliyetleri üzerinde çalışılacak sitenin hangi kelimelerde yükselmesi gerektiği, hedef kelimelerin rekabet durumu, rakip sitelerin konumları gibi konuları kapsar.
Siz de siteniz için seo danışmanlığı hizmetinden faydalanmak istiyorsanız sitenizin ihtiyaçları ve beklentileriniz doğrultusunda size en uygun seçenekleri sunan seo paketleri üzerinde inceleme yapabilir, uygun seo paketi ve profesyonel iş ortakları ile çalışma şansı yakaladığınız taktirde arama motorlarında üst sıralara tırmanabilirsiniz. 

Çok fonksiyonlu yazıcı ne demektir?


Gün geçtikçe gelişen teknolojik aletler artık tek bir iş görmek yerine birden çok alanda hizmet verebilme kapasitesine sahiplerdir. Bunlardan biri de geliştirilmiş özellikleri ile yazıcılardır. Bunun kullanıcıya hem ekonomik olması hem de yer kaplama sıkıntısını en aza indirmeleri bakımından sağladığı kolaylıklar büyüktür.

Yazıcılarda yeni trend fotokopi,tarayıcı,fax,yazıcı gibi özelliklerin tek bir alette toplanmasıdır. Eğer bu özelliklere çok profesyonel bir şekilde ihtiyaç duymuyorsanız çok fonksiyonlu yazıcılar sizin işinizi görecektir. Çok fonksiyonlu yazıcılar hem maliyet bakımından her ürüne ayrı ayrı masraf yapmaktan kurtarırken hem de yer tasarrufu sağlayacaktır.

Neden çok fonksiyonlu yazıcı kullanmalıyız?

Küçük bir hesap yapacak olursak; A4 büyüklüğünde yeni bir tarayıcı için 100 TL yi, yazıcı olarak da mürekkep püskürtmeli renkli bir yazıcıyı hesap edelim en uygun fiyatlı olanlarından ya da ortalama bir fiyat olarak 70 TL olarak ele alalım. Fotokopi ve faks makinelerini de işin içine kattık mı bizim hesap gittikçe kabaracaktır. Bunun yerine çok fonksiyonlu bir yazıcı almak bir ev kullanıcısı ya da ofis kullanıcısı için hem daha avantajlı olacak hem de o kadar makineyi nereye koyacağım derdinden sizi kurtaracaktır. Kısacası çok fonksiyonlu yazıcılar sayesinde bir çok kullanıcı ciddi masraflardan kurtulmaktadır. Baskı teknolojisi tercihini ise kullanım amaç ve sıklığına göre mürekkep püskürtmeli ya da lazer olandan yana kullanmanız doğru olacaktır. Eğer günde ortalama 75-100 arası bir çıktı ihtiyacınız oluyorsa kesinlikle lazer yazıcıları, haftada 5-10 arası bir çıktı ihtiyacınız oluyorsa mürekkep püskürtmeli yazıcıları tercih edebilirsiniz. Zamandan ve baskı hızından tasarruf etmek isteyenler için lazer yazıcılardan başka bir yazıcıyı tercih etmeleri uygun olmayacaktır.

Siyasi oyunların hukuksal zemini


Her kesimden çıkan bir ton kendilerince buldukları mesnetleri savunma girişimi basında yer alıyor. şaka gibi, şu anda iki cumhur başkanı ve iki başbakanımız var diyenler de var. Anayasanın 101. maddesine göre başbaknlığı düşen RTE nin dokunulmazlığının kalmadığını iddia edenlerde mevcut. Hukuk ne diyor sorusuna aranılacak cevap ile bu iddialara yanıt vermeyi amaçladık.

Bugünkü muğlaklıktan çıkarılacak ilk ders, ileride benzer tartışmalar yaşanmaması ve cumhurbaşkanı ile cumhurbaşkanı seçilmiş başbakan veya parti başkanı arasında gerginliğin rejim krizine dönüşmemesi için, ilgili yasa maddelerinin bu tür fiili durum yaratacak yorumlara açık kapı bırakmayacak şekilde, son dakikayı beklemeden hemen düzeltilmesidir.

15 Ağustos tarihinde YSK tarafından cumhurbaşkanı seçildiği kesin biçimde ilan edilen ve mazbatası kendisine ve meclis başkanına teslim edilen Tayyip Erdoğan’ın milletvekilliğinin o gün son bulması ve parti üyeliğinden istifa etmesi yürürlükteki anayasanın 101. maddesinin açık hükmüdür. Bunun tersini, yasanın lafzı ile ruhu arasında kelime oyunlarıyla yorumlamaya çalışmak sadece hukuk hokkabazlığı anlamına gelir. Zaten öyle olmasaydı, başbakan makamını yemin törenine kadar işgal etmeye kararlı olduğu anlaşılan “seçilmiş cumhurbaşkanı”, kendisinin resmen seçildiğini ilan eden YSK kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını altı günden beri engellemezdi. Yayımlamayı son ana kadar erteleyerek bir yetki suiistimalinde bulunmaz, bir yetki saptırmasıyla fiili durum yaratmazdı.

Erdoğan’ın kulağına fısıldanan ve belli ki pek hoşuna giden cin fikir, icra-iflas ya da tahliye davalarında pek sık kullanılan, tebligatı teslim almama ya da yanlış adres gösterme gibi yöntemlerle zaman kazanma hilelerine benziyor. Buna hukukta kanuna karşı hile adı verilir. Geçmişte bir iki örneğini “eski Türkiye’nin karanlık yıllarında, 90’larda görmüştük. Yürürlüğe girecek kanunun bir iki gün geç yayımlanması sağlanıp, bu arada birkaç işadamının eski yasanın avantajlarından son anda faydalanıp voli vurmaları sağlanmıştı. Şimdi yapılan buna benziyor.

Şunu hemen belirtelim. Alelacele, önü arkası düşünülmeden yürürlüğe girmiş olan cumhurbaşkanının halkoyuyla seçilmesiyle ilgili yasa ve 1982 Anayasası’nın değişmeden kalan ilgili maddeleri, seçilmeyle göreve başlama arasında açık bir ayrım getiriyorlar. Bunu yaparken seçilmiş ama göreve başlamamış cumhurbaşkanının konumunu belirsiz bırakıyorlar. Bugün bazı çevrelerin Erdoğan’ın milletvekilliğinin 15 Ağustos’ta düşmüş olması fikrine heyecanla sahip çıkmalarının arkasında, bu durumda 15-28 Ağustos arası dokunulmazlığının kalkacağı iddiası ve bu fırsattan istifade bir şeyler yapılabilir mi arayışı olduğunu biliyoruz. Bu zihniyet de sorunun bir büyük parçası. Çünkü eğer Erdoğan’ın 15 Ağustos’ta cumhurbaşkanı seçildiği kesinleşmişse, göreve gelene kadar sıradan vatandaş olması için değil, artık cumhurbaşkanı sıfatına sahip olduğu için milletvekilliği düşecektir. Dolayısıyla cumhurbaşkanı dokunulmazlığının koruması altındadır. Eğer yasanın, YSK tarafından seçildiği ilan edilen kişinin milletvekili sıfatının düşmesini emrettiğini kabul ediyorsak, o kişinin göreve resmen başlamamış olsa dahi cumhurbaşkanı sıfatına sahip olduğunu da kabul etmemiz gerekir. Yok değilse o zaman milletvekilliği de devam ediyordur. Bu iki durum dışında, bir üçüncü durum herhalde olamaz.

AKP hukukçuları içinde hukukla ilişkisini bütünüyle koparmamış olanlar, yasaların her iki yoruma da elverdiğini, bu durumda yorumun kanunun amacına uygun yönde yapılması gerektiğini belirtiyorlar. örneğin Osman Can, 1982 Anayasası’nın objektif amacının hükümetin düşmesini mümkün olduğunca zorlaştırmak, kurulması ve güvenoyu almasını kolaylaştırmak olduğunu belirterek, cumhurbaşkanı seçilen kişinin göreve başlayana kadar milletvekilliğinin, dolayısıyla hükümet başkanlığının ve ayrıca parti genel başkanlığının devam etmesinin, kanunun bu amacına en uygun yorum olduğunu iddia ediyor. Ne var ki Erdoğan cumhurbaşkanı seçildikten ve mazbatasını da YSK’dan aldıktan sonra, başında olduğu hükümetin düşecek olması kaçınılmaz bir olgu. Tartışma bunun on gün önce mi on gün sonra mı olacağına odaklı. Kanunun amacı herhalde bu denli ince ayarlar yapmak olmasa gerek!

Bugünkü muğlaklıktan çıkarılacak ilk ders, ileride benzer tartışmalar yaşanmaması ve cumhurbaşkanı ile cumhurbaşkanı seçilmiş başbakan veya parti başkanı arasında gerginliğin rejim krizine dönüşmemesi için, ilgili yasa maddelerinin bu tür fiili durum yaratacak yorumlara açık kapı bırakmayacak şekilde, son dakikayı beklemeden hemen düzeltilmesidir. Aslında haldeki yasa maddelerinin pek yoruma yer verecek muğlaklığı da yok ama güçlünün yarattığı fiili durumları da belli ki yasaların öngörmesi gerekiyor. Hele bu tür usül konularında bu daha büyük bir gereklilik. örneğin, uygulamanın bugünkü gibi yapılması isteniyorsa o zaman yasada seçilmiş kişinin cumhurbaşkanı olarak göreve başlayınca varsa milletvekilliğinin ve parti üyeliğinin sona erdiğinin belirtilmesi gerekir. Ya da seçildiğinde bunların sonra ermesi isteniyorsa, adayın seçildiğinin kesinleştiğinin nasıl belirlendiğinin açıkça tanımlanması gerekiyor. Bu yorum belirsizliği giderilmezse, gelecek cumhurbaşkanı seçiminde örneğin cumhurbaşkanının ve başbakanın yarışması halinde çıkacak büyük kargaşanın mahkemede ya da hastanede bitmesini hiçbir hukukçu yorumu engelleyemeyecektir.

Herkes biliyor ki Erdoğan’ın 28 Ağustos’a kadar başbakanlıktan ziyade elinde tutmak istediği esas güç parti genel başkanlığıdır. Dünyada eşi pek görülmemiş bir uygulamayla, partisinin olağanüstü kurultayını kendi yemin töreninden bir gün öncesi için toplayan, dün MYK toplantısına başkanlık edip kimin parti genel başkanı ve başbakan olacağı kararının alınmasını doğrudan yöneten Erdoğan, bunları yaparken gönlünde yatan partili cumhurbaşkanı konumunu fiilen uygulamış oluyor. Ama yaptığının kanunun lafzına bütünüyle aykırı olduğunu bildiği için de, kendisinin artık seçilmiş cumhurbaşkanı olduğunun resmen ilan edilmesini engelliyor. Sorun Erdoğan’ın yasayı yorumlama tarzından ziyade, bunu yaparken kullandığı yöntemdedir. YSK kararını yayımlatmamakla yetki saptırması yapıyor ve idari işlemi sakatlıyor.

Çok mu önemli, sonuçta ne değişecek diye düşünülebilir. Bir işe nasıl başlandığı, o işin nasıl sürdürüleceğinin işaretlerini verir. Yasayı kendi işine geldiği gibi yorumlarken, aynı zamanda bu yorumun hukuki sağlamlığına güvenmediğini ilan edercesine, seçim sonucunun Resmi Gazete’de yayımlanmasını günlerce erteletmek, elindeki yetkiyi saptırmak, önümüzdeki dönemde Erdoğan’ın anayasanın kendine verdiği yetkileri hangi cin fikirli yorum ve buna uygun uygulamalarla genişleteceğinin anlamlı bir ön işaretidir. Bundan böyle “hukuk kuralları amaca uygun bir şekilde uygulanmalıdır” gerekçesiyle, “1982 Anayasası’nın objektif amacı budur” diyerek Erdoğan’ın fiili başkanlık rejimi uygulamalarına bu anayasa içinde kılıf yaratılması da mümkündür. Evren ve Şahinkaya’nın, eğer dünyada olan biteni izleyecek durumdalarsa, “biz mahkum olduk ama eserimiz esas hedefine ulaşıyor” türünden karmaşık bir his içinde olacaklarını tahmin edebiliriz.

Ofis için alınacak yazıcının özellikleri


Yazıcılar günlük hayatta bilgisayar üzerindeki verileri ve grafikleri daha kolay ve düzenli bir yoldan almamızı sağlayan teknolojik aletlerdir. Bunlar bizim iş ortamında daha pratik ve hızlı iş görmemizi sağlarlar.

Ofis için tercih edilecek yazı türü 2 şekildedir. Bunlardan ilki muhasebecilerin kullandıkları nokta vuruşlu yazıcılardır. Nokta vuruşlu yazıcılar daha çok fatura,makbuz,irsaliye kesiminde kullanılır. Çıkardıkları ses ve çalışma hızı bakımından çok ilkel kalmış gibi görünse de nokta vuruşlu yazıcılar fiyat olarak diğer yazıcı türlerinden epey pahalıdır. İş ortamlarında zorunlu olarak kullanımı hala yaygın olan nokta vuruşlu yazıcıların tek avantajı kartuş ya da mürekkep derdinin olmamasıdır.  Çalışma şekli bakımından bir nevi daktilo mantığını kullanır. Nokta vuruşlu yazıcılar harf yerine nokta basar; bu da ne kadar çok nokta o kadar iyi baskı anlamına gelir. Ofis içi kullanımlarda 9 pinli yazıcılar fatura kesme işlemleri için yeterli olacaktır. 24 pine kadar çıkan noktalı yazıcılarda vardır ama 9 noktalı yazıcılarda iş göreceğinden 24 pine her zaman gerek olmayabilir. 24 pinin avantajı yüksek baskı kalitesine sahip olmasıdır.

Ofislerde fatura, makbuz kullanımı dışında kullanılan yazıcı türlerinden biri de lazer yazıcılardır. Lazer yazıcılar iş sektörü, okullar ,dershaneler eğitim kurumlarında da çok kullanılan bir yazıcı türüdür. Bir anda birden fazla çıktı verebilmesi tercih sebeplerindendir.Lazer yazıcılar yoğun kullanım için tasarlanmışlardır. Lazer yazıcılar toner adı verilen toz mürekkep şeklindeki bir kartuş ile çalışır. Bir toner ile 2500 ile 3000 arasında çıktı alma imkanınız vardır. Bu yüzden ofis kullanıcıları için en uygun ve ekonomik olan lazer yazıcılardır. Ofis için kullanılacak yazıcı seçiminde fotokopi , tarayıcı destekli olması fax çekme özelliği gibi özelliklerinde olması önemli bir durumdur. 

Çin Ülkesindeki Dev şirketleri küçültmeye zorluyor


Ülkesine yabancı yatırımcıları ucuz iş gücü çağrısı ile çeken çin yaptıkları yatırımın büyüklüğü nedeni ile geri dönülemez bir noktada olan büyük yatırımcıları sağmaya başladı. Dünyadaki en büyük üretici firmaların üretim tesislerini kendisine toplayan çin tarihsel açıdan çok kısa sayılacak birkaç on yıllık sürede bu firmaların yatırımlarını giderek arttırmasına göz yumdu. Nihayetinde artık teker teker onların teknolojilerini de milli teknoloji haline getiren ve teknolojik anlamda üretici konumuna geldi. Ülke sınırları içerisinde silikon vadisi ile chip üretiminden tekstil üretimine kadar her üründe teknoloji ve tasarım üreten bir ülke konumunda. Yüzlerce sektördeki en büyük üreticilerin yer alması ile insan hayatındaki her teknolojinin merkezi olmayı 30 yıl gibi kısa bir sürede gerçekleştirdi. Şu anda bu yatırımların tamamının ülkeden ayrılmasını bile umursamayacak şekilde dünya ekonomisinde liderliğe oynamayı sürdürüyor. Dev yatırımların sahipleri bir çeşit kurbanlık koyun konumunda sadece biz nerde hata yaptık sorusunu kendilerine sordukları bir güne gelindi.

Evet ekonomi sürdürülebilir olmalı. Devletler için, şirketler için, aileler için, kişiler için… Değişmeyen bu kuralı hayatta tutabilmek için kontrol ve karar noktasında kendinizin dışındaki bir iradenin insiyatifini kabul etmek ekonomik anlamda intihar etmektir. Birkaç on yıl içerisinde dev şirket profili ve dev şirket listesi değişecek. Çinde yapılan dev yatırımlar küçülmek zorunda çinin çıkardığı kanunlar dev şirketleri küçülmeye zorluyor.

Otomotiv üreticisi Mercedes-Benz, yedek parça fiyatlarını manipüle ettiği gerekçesiyle Çin’de suçlu bulundu. Şirketin nasıl bir ceza aldığı henüz belirsiz.

Çin’in resmi haber ajansı Şinhua’ya göre Mercedes-Benz’i bünyesinde barındıran Daimler şirketi yedek parça fiyatları üzerindeki kontrolünde suiistimal yaptı.

Haberde şirketin nasıl bir ceza aldığı vurgulanmadı.

Şinhua’nın haberine göre Jiangsu bölgesindeki yetkililer yaptıkları inceleme sonucu yedek parçalardan bir araya getirilen bir Mercedez C sınıfı aracının fiyatı aynı modelin orijinalinin 12 katına eşdeğer olduğunu fark etti.

Çinli yetkililer, Daimler’i yedek parçalar üzerinde tekel oluşturmakla suçluyor.

Daimler temsilcileri ise Çinli yetkililere konu üzerinde yardımcı olmaya çalıştıklarını belirterek, “süren bir süreç hakkında yorum yapamayacaklarını” söyledi.

BMW, Audi ve Chryler gibi araba üreticileri de tekelleşmeye karşı alınan önlemler kapsamında bazı yaptırımlara karşı karşıya.

İlaç, teknoloji ve gıda sektöründeki bazı üreticiler de son aylarda benzer denetimlere tabii tutuldu.

Geçtiğimiz hafta bu soruşturmalara tepki gösteren Çin’deki Avrupa Ticaret Odası, üyelerinin orantısız bir şekilde hedef alındığını söylemişti.